ONLINE REZERVASYON

AFRODİSYAS

İzmir-Denizli karayolunu takip edip Nazilli ve Kuyucak’ı geçtikten sonra güneye, Karacasu’ya ayrılan yola dönüldüğünde 29. km.de Geyre Köyü’ne ve hemen yanıbaşındaki Afrodisyas’a ulaşılır.

Yaşamın ve bereketin simgesi, aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit adına , Geç Helenistik Dönem’de birçok kent kurulmuştu. Karia bölgesinde, Menderes vadisindeki Babadağ eteklerinde yer alan ve bugün Aydın ilinin Karacasu ilçesinde Geyre Köyü yakınında 520 hektarlık bir alanı kaplayan Afrodisyas, bu antik kentlerin en ünlüsüdür. Bugün bilinen ve kazılmakta olan tüm Greko-Romen kentler arasında hiçbiri Afrodisyas’tan çıkan sanat zenginliğini ve antik eser çeşitliliğini vermemiştir.

Tanrıçalarına lâyık bir kent yaratabilmek için, Afrodisyaslılar inşa ettikleri tüm binaları mükemmel bir şekilde planlamışlar, civardaki zengin mermer ocaklarından getirdikleri koca blokları büyük bir ustalıkla oyarak olağanüstü anıtlar, tapınaklar, bir tiyatro ve muhteşem bir stadyum meydana getirmişlerdir.

Afrodisyas’ın en önemli bölümleri, uzunluğu 3,5 kilometreyi aşan bir surla çevrilmiştir. Bu surlar Geç Roma döneminde inşa edilmiş ve bazı yerlerde giriş kapıları ile aralanmıştır. Kent alanı, güneyde yaklaşık 20 m yüksekliğinde, Akropol olarak nitelenen Pekmez Tepe’nin dışında genellikle düzdür. Akropolde yapılan kazılar, Afrodisyas’ın Kalkolitik devirden (M.Ö. 5500-3000) beri iskân edildiğini ortaya koymuştur. Bu ilk kalıntıları Erken Bronz Çağı yerleşmeleri izler. Şehrin bu dönemi için yazılı kaynaklar pek bilgi vermemektedir.

Bizasnlı tarihçi Stefanos şehrin isminin Ninoe olduğunu nakletmektedir ve bu isim Akatça’daki Nina veya Nin ile ilişkili görülmektedir.

Kent halkının Afrodit kültüne bağlılığı, Afrodisyas’ın Stavropolis (Kutsal Haç Kenti) adıyla Karia bölgesi rahibinin ikametgâhı haline gelmesine engel olamamıştır. Tarihinin bundan sonraki dönemi karanlık olan Afrodisyas 11. asrın sonunda Türkler’in eline geçmiş ve birkaç kez el değiştirdikten sonra 1260’da kesin olarak Türk egemenliğine girmiştir.

Kentin en önemli dinî yapısı olan Afrodit Mabedi M.Ö. I. yüzyılda inşa edilmiştir. Tapınak zaman içinde onarımlar geçirmiş ve 6. yüzyılda kiliseye çevrilmiştir. 8 x 13 sütun sayılı, ion düzeninde peripteros plânlı yapının günümüzde 14 sütunu ayaktadır. Tapınağın doğusunda M. S. II. yüzyıl ortalarına ait, zarif burma sütunlu ve bol işlemeli, Tetrapylon adıyla tanımlanan anıtsal giriş bulunmaktadır.

Akropolün doğu yamacında 10.000 kişilik oturma yeri olan çok güzel bir tiyatro gün ışığına çıkarılmıştır. Geç Helenistik dönemde inşa edilen Tiyatro, Romalılar tarafından arena olarak ta kullanılmış; Bizans döneminde çevresi surla çevrilip kaleye dönüştürülmüştür.

1962 yılında Afrodit Tapınağı’nın güneyinde çok iyi korunmuş bir Odeon (konser salonu) bulunmuştur. Sahnesi mozaik ve heykellerle süslü Odeon’un oturma sıralarından bir bölümünün Antik Çağ’da çöktüğü belirlenmiştir. 

Portikolu bir alana açılan sahne arkasındaki koridor, Agora ya da pazaryeriyle ilişkiliydi ve Afrodisyas’ın ünlü şahsiyetlerinin heykelleriyle süslenmişti. Söz konusu Agora, üç taraftan ion düzeninde portiko ile kuşatılmış olup 212 x 69 metre boyutlarındadır. Agora’nın güneyde portikolu olan kısmı, inşasına Tiberius (M.S.14-37) döneminde başlandığı için Tiberius Portikosu olarak adlandırılmıştır. Bu alan 1937 yılında İtalyan arkeologlar tarafından kısmen kazılmıştır. Bunun ortasında muazzam bir havuz kalıntısı yer almaktadır. Bu havuz çevresinde atletizm oyunlarının düzenlendiği sanılmaktadır. Portikonun güneyi Akropolün etekleri üzerinde yer alırken batısı görkemli Hadrian Hamamları’na açılmaktadır. Bu yapıdaki kazı çalışmaları 1904 yılında, bir Fransız demiryolu mühendisi olan Paul Gudin tarafından başlatılmıştır. Afrodisyas, bugün dünya üzerinde en iyi korunmuş antik stadyumu olan şehirdir. Her iki ucu yarım daire şeklinde nihayetlenen ve 262 x 59 metre ölçülerindeki yapı geç Antik Çağ’da sur görevi de görmüştür. Bütün bunlar dışında Afrodisyas’ta birçok geç dönem yapısı, akropolün güney batısında bir martyrion, iki peristyle avlulu bizans evi bulunmuştur. Afrodisyas kazılarında iyi korunmuş yapı kalıntılarının yanı sıra pek çok heykel ile üstün nitelikli bir heykelcilik olulu da gün ışığına çıkarılmıştır. Kentin 2 km doğusunda Babadağ eteklerinde beyaz ve mavi-gri renkte mermer ocaklarının varlığı da bunun bir kanıtıdır. Bu taş ocaklarından çıkarılan mermer, Anadolu’nun diğer bölgelerine ve Akdeniz’e bloklar halinde ya da yarı işlenmiş olarak ihraç edilmiştir. İtalya’da, Yunanistan’da ve başka yerlerde bulunan birçok heykel, kabartma ve kaide Afrodisyaslı sanatçıların imzasını taşımaktadır. Afrodisyas’ın sadece bazı modellerin kopye edildiği bir yer değil, özgün yapıtların da yaratıldığı bir heykeltraşlık merkezi olduğu kanıtlanmıştır.

  • Skylife, Mayıs 1990
  • Arkeoloji,1981, Prof. Dr. Cevdet Bayburtluoğlu