ONLINE REZERVASYON

HERAKLEİA

İki bin yıl önce Roma İmparatorluğu’nun gemileri Ege kıyılarının ünlü limanı Herakleia’ya yanaşmak

İçin bugün Menderes adıyla bildiğimiz ırmağın deltasına girerlerdi. Herakleia, geniş antrepoları, Akdeniz’in üç kutsal ürünü zeytin, üzüm ve incirin yetiştiği coğrafyasıyla önemli bir liman kentiydi.

5. yüzyılda kurulan kent, adını mitolojik kahraman Herakles’ten almış. Başlangıçta Attik-Delos Birliği üyesiyken sonradan Mausolos’un egemenliğine girmiş. Helenistik dönemde de Seleukoslar ve Bergama Krallığı’nın yönetimine geçmiş. En parlak dönemlerini ise Helenistik Çağ’da ve Roma egemenliği altında yaşamış.

Ardında değişmeyen hiçbir şey bırakmayan zaman tabii ki burayı da çok değiştirmiş.

 Menderes Irmağı’nın taşıdığı alüvyonların birikmesiyle Söke Ovası oluşmuş; Latmos Körfezi’nin ağzı kapanmış ve bugün 65 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 25 metre derinliği olan Bafa Gölü meydana gelmiş. Neticede Herakleia denizden koparak Bafa Gölü’nün kıyısında kalmış. Bafa Gölü’nün kötü durumdaki ekosistemine rağmen kuş popülasyonu büyük bir çeşitlilik arz etmekte. Tepeli karabatak, pelikan, kül rengi balıkçıl, flamingo, deniz kartalı, karabatak, martı, çeşitli ördek ve su kuşu türleri gölde yaşamaya devam ediyorlar. Kapıkırı, bugün eski Herakleia’nın üzerine yerleşmiş 300 nüfuslu, çevresi devasa kayalarla kaplı, küçük çayırlar dışında toprakları tarıma elverişli olmayan küçücük bir köy. Şimdi herşey turizme dayalı Kapıkırı’da. Yöre Helenistik dönemden Bizans’a uzanan bir tarih kesitinin kalıntılarıyla dolu. Kenti kuşatan yüksek surların ve kulelerin bir kısmı halâ ayakta. Dor üslûbundaki Athena Tapınağı köyün en göz alıcı yerinde, bir kartal yuvası gibi çevreye hakim duruyor. Tepelere çıktıkça aşağıda Bafa Gölü büyüleyici bir manzara segiliyor. Hele akşam yaklaşmış ve güneş gölün üzerine düşmüşse... Sağda solda keçiler otluyor, kuşlar uçuşuyor. Büyük bir ıssızlık, doğa ve siz başbaşasınız. Gölün adaları da erken Hristiyanlık ve Bizans çağının kalıntılarıyla dolu. Eskiden adaları sahile bağlayan kumsallar ve onun yanında ünlü Didim Tapınağı’nın mermer kaplamalarının çıktığı ocakların terk edilmişliği insanın içini garip duygularla dolduruyor. Bir zamanlar mermer buradan gemilere yüklenip Didim’de kıyıya çıkartılarak öküzlerle tapınağa taşınmış. Ancak tapınak hiçbir zaman bitirilememiş; depremler yapılan kısımları da tahrip etmiş. Grek-Roma mitolojisindeki Ay Tanrıçası Selene ile yakışıklı çoban Endymion’un hüzünlü aşkını anlatan efsane de buralarda geçmiş. Bafa Gölü mehtapta gümüş bir tepsi gibi parlıyor. Sahilde hizmet veren kır lokantalarından birinin terasında, üzerine halâ Roma merdivenlerinin yaslandığı kayaya uzanıp meşrebinize göre bir kadeh rakı veya şarabınızı da yanınıza koyarsanız saç üzerinde yapılmış kefal ızgara il çoban salatası sofraya eşlik ederken tarihe karışıverirsiniz. Herhalde Herakleialılar da burada böyle yaşamaktaydılar. Değişmeyen sadece şarabın ve zeytinyağının tadı. Bugün Bafa, bu derece göz önünde oluşuna rağmen halâ keşfedilmeyi bekliyor. Ulaşım rahat, asfalt köyün içine kadar giriyor. Köy halkı turizmin önemini anlamış; herkes güleryüzlü. Bafa Gölü ve Herakleia sizi bekliyor...

Gültekin Çizgen, “Skylife”, Nisan 1998